6 Nisan 2023 Perşembe

Antakya dan.. Evimden uzakta tam 60 gün..

 
60 gün önce 6 Şubat gecesi saat 04:17, uyuyalı sadece 2 saat olmuştu, sarsıntıyı ilk eşim hissetti ve uyanır uyanmaz ikizleri kucağımıza alıp salona doğru ilerledik, kızlarımız uyuyalı daha 6 saat olmuştu, uykularındayken kucaklarımıza aldık..  salonun kapısından içeri girer girmez ben kapının önünde yığıldım kucağımda sena ile, sarsıntı biz salona gidene kadar beşik gibiydi ama salonda düştük sonra şiddeti çok çok büyüktü, ne ayakta kalabildik ne de oturduğumuz yerde sabit.. daire gibi dönüyordu ev ve alttan yukarı doğru korkunç bir basınç vardı, o an düşündüğüm tek şey evin yıkılacağı ve öleceğimiz çünkü o an deprem anı önümüzde arkamızda duvarlar patlayıp düşüyordu.. koridordan mutfaktan kıyamet gibi patlama çökme sesleri.. ben o sesleri duydukça tamam dedim ve bağırarak Kelime-i Şehadet getirdim.. o an ki panik ve korkuyla kollarım güçsüzleşti ve iki yana düştü.. 

Eşim senayı tutamadığımı fark etti ve sena nerede diye bana sordu, kucağıma bakıyorum ama karanlık ve toz bulutu hiçbir şey görmüyorum.. Bağırdım Senaaa Senaaa.. kucağımda oturan çocuğum o korkuyla bana arkasını dönüp anne bile diyemedi.. İnşallah kucağımdadır dedim ve sarılmaya çalıştım.. Elhamdülillah kucağımdaymış. 

Buraya kadar kaç kelime kaç cümle oldu bilmiyorum ama şuan o kadar zor nefes alıyorum ki, tıpkı o an ki çaresizliği an be an yaşıyorum..

Sarsıntı bitti, biz salonda açılan balkon kapısından balkona çıktık, hala depremin şokundayız, ben balkonda bağırıyorum kurtarın bizi diye ama herkes bağırıyor benim gibi.. çığlıklar tekbir getirenler.. sokakta sadece bir kaç kişi gördüm.. kucağımda Sena öyle titriyordu ki, o an fark edebildim. Çocuğumu sakinleştiremedim bile.. Eşim evden çıkmamız söylüyor bana ama ben koridordan gelen patlama vb. seslerden dolayı evin o tarafının ulaşılamaz olduğunu düşündüm.. çünkü tam yanımda yıkıldı duvarlar.. 10 15 saniye öylece beni ikna etmeye çalıştı, tamam dedim ama hiç umudum yoktu evin kapısından çıkacağımıza.. Balkondan salona girdik, dikkatimi ilk çeken salonla mutfak arasındaki duvarın olmayışı ve salondan mutfağın içini görebilmem. 
Buzdolabının olduğu yerden bambaşka bir yerde olduğunu gördüm birde dolap içlerinin boş olduğunu..salon kapısından koridora geçtik..bastığımız her yerde tuğla yığınları..şükrediyorum o gece çorapla uyuduğuma..çocuklarımı çorapla yatırdığıma..çünkü dışarıda öyle şiddetli yağmur vardı ki.. 2 kapılı ayakkabı dolabımız kapının önüne düşmüş.. Biraz boşluklu düşmüş ki biz kapıyı açıp çıkabildik.. Kapısını açamayan komşularımız olmuş, onlarda patlayan duvarlardan merdiven boşlukların atlamışlar.. Biz evden çıkarken elimizde ne telefon ne de kıyafet vardı.. o karanlıkta çocukların kabanlarını dahi bulamazdık.. Çocuklarım pijamalı..keza bizde öyle.. evden çıkarken eşime başımda bir şey olmadığını nasıl çıkacağımı söyledim.. o da hadi acele et demek zorunda kaldı.. çünkü biran önce evden çıkmak istedik..evden önce eşim çıktı, evimin kapısını kapatmak istedim ama çektiğim halde gelmedi, anahtarı alıp merdivenlerden aşağı indik.. merdivenler ve apartman kapısının önü düşen duvarların molozlarıyla doluydu.. apartmandan çıkmama bir kaç adım kala sena ile son basamakta düştük.. iki ayağım dizlerimden aşağı ciddi kötek aldı ama Senamı Rabbim korudu ona hiçbir şey olmadı. Tuğlaların üstüne düşmesine rağmen..

Kıyamet gibiydi sokağımız, bağıranlar ağlayanlar. Mahşer yerini gördük..

Canım Elifim.. Hatay'a geldiğimde tanıdığım ve kardeş bildiğim ilk arkadaşım.. onların arabasıyla kayınvalidemlere doğru gidiyoruz. Arabalarının ön camı tuzla buz olmuş. Sokaklar insan seli. Yağmur gökten öyle şiddetli iniyor ki. İçimden dua ediyorum o 3 sokak boyunca inşallah bir şey olmamıştır diye. Elhamdülillah hepsi çıkmışlar.. Sabahın ilk ışıklarına kadar tanımadığımız bir kişinin minibüsünde mide bulantısı stres korku panik endişe ile bekledik.. Birde sürekli sallanarak.. yağmur hiç dinmedi..
Minibüse girer girmez anneme haber vermek istedim ama şebeke yoktu.. İnternet üzerinden mesaj attık kimin telefonu ve şarjı varsa tabi.. Zaman geçtikten sonra annemle konuşabildim.. Anne biz iyiyiz ama evimiz gitti dedim sadece.. İnanamadı ne diyorsun dedi..

Hayatımın en uzun sabahıydı. Vakit geçmiyor yağmur dinmiyor ve sürekli hissedilir derecede sallanıyorduk..

Kızlarımın titremesi geçmişti ama korkuyla bakıyordular, mideleri bulanıyordu.. minibüste bizle beraber eşimin annesi, kardeşleri ve eşleri de vardı çocuklarıyla.. herkesin gözlerinde ne yaşadığımızın şoku vardı, ne olacak düşüncesi.. çocukların sakinleşmesi için birbirimize güç verecek cümleler kuruyorduk.

Yağmur azda olsa yağıyordu.. hava biraz aydınlanmaya başladı.. ne telefonum var ne çocukların kabanı ne de ayakkabı var.. yataktan kalktığımız gibi evden çıktık..  Eşime evin anahtarını verdim ve en azından kızların kabanlarını bulmasını istedim.. benim telefonumu ve kızların kabanlarını alıp geldi sadece çünkü hala sallanıyorduk.. Saat 9 civarı olmalıydı midem öyle bulanıyordu ki eşimden beni eve kadar yürütmesini istedim.. Minibüsten indim. Üzerimde eltimin kabanı ve ayağımda onun ayakkabıları bir de başımda ince bir bebek battaniyesi.. Eve doğru yürüyorum ama yollar savaş alanına dönmüş.. yollarda su depoları çatılardan düşen kiremitler bastığım her yerde bir şeyler vardı.. sağımda solumda baktığım her ev ciddi hasar almış.. Mahallemizin camisi Miraç camii. Minaresi çocuk parkına düşmüş. Tanınmaz haldeydi. Eve daha ulaşmadan BİM marketi gördük ve eşime bebek bezi ıslak mendil tuvalet kağıdı almasını söyledim. Muhtaçtık çünkü. Tabi kaldıysa. Bizden önce yağmalanmış içeride insanlar vardı.. Eşim tamam dedi parasını veririm dedi sonradan. Sadece tuvalet kağıdı bulabildi ve eve doğru yürüdük.. aldık almasına ama sokakta koyduğu yerden bir başkası almış..

 
Miraç Camii Saraykent


Evimin önündeyim. Evim 10 adım ötemde ama giremiyorum. Sadece uzaktan bakıyorum.. Salon perdelerim dışarıya doğru sallanıyor. Dış duvarları yıkılmış. Mutfak camım komple düşmüş sokakta. Perdelerim uçuyor.. o kadar çaresiz hissediyor ki insan.. toz konduramadığım evim, aman ısınsın sıcak olsun yuvam diye üstüne titrediğim evim ne halde.. İçim sızlıyor elim ayağım buz gibi titriyorum kalbim sıkışıyor ağlamak istiyorum ama akmıyor göz yaşlarım.. donup kaldım sokaktan öylece evimin içini izledim.. Sadece saatler öncesiydi mutfağımı temizledim. Tülünü yıkadım astım. Dolaplarını sildim. Şimdi ne halde evim, bakamıyorum içim acıyor.. etrafa baktıkça hissettiğim tek şey deprem değil sanki atom bombası atılmış bir şehir gördüm.. Eşime dönüp sürekli şunu sordum, Mehmet biz ne yaşadık böyle? Ellerimi sımsıkı tutuyor cevap veremiyor üzüntüden.. 
Baktığım her taraf harabeye dönmüş evlerle doluydu, sokağımızdan aşağıya doğru iniyorum, Tutku pastanesinin üst sokağında yüksek katlı bir binanın yan yattığını gördüm ve Allah'ım bu binadan sağ çıkan olmuş mudur diye sordum gözlerim dolarak..






Salon ve mutfak.. Camlar duvarlar sokakta.. 

Mutfağım..

 
Salon ve oturma odası..


Apartman girişimiz.. 


Tekrar minibüse döndüm ve saat 10 civarı Şenköy'e yola çıktık.. Yol boyu dua ettik köydeki evde hasar yoktur diye çünkü gidecek başka yerimiz yoktu.. Evleri izledik, insanları.. ateş yakıp enkaz başında bekleyenleri. Kendi başlarına bir şeyler yapmaya çalışanları..
Arabası sağlam olan yollardaydı.. Ana yola kadar trafik vardı, Harbiye'ye ulaştığımız da yine yol yoğundu.. Harbiye den çıkana kadar ağır hasarlı ve yıkılan binaları gördük..

Köye geldik. Hava rüzgârlı inceden kar yağıyor ve her yer bembeyaz.. 
Şükrettik evimizde hasar olmadığına. Sobayı yakana kadar çocukların üstlerine yorgan örttük..
Evimizde her şeyimiz var ama bir çift çoraba muhtacız..
Kendime bakmamışım bile. Dizlerim yırtılmış ayaklarım su içinde.. 3 gün ısınamadım stresten ve korkudan.. Bunları böyle yazıyorum ama bu cümleleri yaşamak çok ağırdı..


3 gün köyde kaldım.. Elektriksiz susuz ve az miktarda erzakla..
Kar sularını erittik içme suyu yaptık.. 20 kişi çoluk çocuk 100 metrekareye sığdık sığmak zorundaydık..
Hava kararınca idareli yaktığımız mumların etrafında koşan çocuklarımızın neşeli sesleri hala kulağımda.. 
Depremden en çok etkilenen ilin Hatay olduğunu biz gördük ama sizler geç öğrendiniz.. 
İlk 2 gün herkes kendi başına yalnızdı enkazları başında..
Çarşamba günü çok geç kalınmış şekilde başlandı arama kurtarma..
İhmal mi yoksa yetişememek mi bu onların vicdanına kalmış..


6 Şubat sabahı..


Soldaki binanın altında Gümüş Pastanesi vardı, tabi yerle bir olmuş, kızları tatlı yemeğe götürürdük  limonataları çok güzeldi.. 


Giden gitti.. Kimi deprem anı, kimi saatler sonra kimi günler sonra.. İlk 2 gün enkaz altından sesleri gelen insanların üçüncü gün sesleri yoktu.. 
O gece malını mülkünü evladını annesini babasını eşini.. herkesten bir şeyler eksildi o gece
Biz malımızla imtihan olduk. Evlerimizi kaybettik. Çocuklarımızın doğup benimsediği ve çok sevdiği evlerimiz artık anılarımızda kaldı.. 
Tanıdığımız birçok insanın selasını dinledik.. İçimiz yandı çok ağladık..

Biz hayattayız ama kapanmayacak derin yaralarımız var..
Vefat edenlere rahmet dilerken bizlere şifa dileyin..

Yeni yuvamı çok sevmek istiyorum, çünkü kaybettiğim yuvamı çok ama çok seviyordum..

Çok hüzünlü hikayeler var biliyorum..
Duymadıklarımız daha da fazla..

Eşim çocuklarım yanımda elhamdülillah, çok büyük bir korku yaşadık bu belki hafızalarımızdan hiç silinmeyecek..   
hayatta hiçbir şeyin sahibi değilmişiz.. 

Ahiret hayatımız için hayırlı ameller işleyenlerden olma duasıyla.



4 Nisan 2023 Salı

Kadim şehir Antakya..

  
  

Kadim şehir Antakya.. 

Sende doğmadım
Belki çocukluğum sokaklarında geçmedi
Adım adım büyümedim seninle
Ama 
Sevdiğim ile beraber yuvamı sende kurdum
5 yıllık yaşantımın her anını seninle süsledim
O dar sokaklarında hayranlıkla gezdim
Sende doğup büyüyen insanlarla kardeşten öte oldum
Çok sevdim seni
Çünkü, baba ocağından sonra ki ikinci yuvam sendin
Evim sendeydi, evim sendin.. 
En kıymetlilerim evlatlarım senin tarihine açtı ilk gözlerini
Koca şehrin hiç mi kötüsü olmaz, sende kötü bir insan tanımadım
Meğer çok kıymetliymişsin
Şimdi daha çok farkındayız
Çünkü seni tarihini geçmişini kaybettik..


Geri geleceğimiz sende anılar biriktireceğimiz güne kadar Allah'a emanetsin.. 






Depremden 59 gün sonra..

İlk postumu yazarken evimde mutfağımda Antakya'daydım.. gecenin oldukça geç bir saatiydi.. eşim ve ikiz kızlarım derin uykularındaydı.. mutfağımda bilgisayarımın başında oldukça heyecanlıydım.. daha ilk postu yazarken bile bir sonraki post da ne yazsam konu ne olsa diye düşünüyordum.. Lakin bu postu böyle yazacağımı tahmin dahi edemezdim.. Ve şuan İstanbul'da baba evindeyim.. Parmaklarım yazıyor ama kalbimdeki ağrıyı ve gözlerimdeki hüznü anlatacak bir cümlem olamayacak..

5 Şubat Pazar günü.. Antakya'ya kar yağmamış olsa da köyümüz olan Şenköy de oldukça yoğun kar olduğunun haberini alır almaz, kahvaltıyı yapıp çayımızı termosa doldurup ve oldukça sıkı giyinip köyün yolunu tuttuk. Tabi ikizler bizden daha çok heyecanlıydılar ve karla oynamayı çok seviyorlar bütün çocuklar gibi.. Köy de baya bir vakit geçirdik, çayımızı içtik, kar topu oynadık, kızlarımın küçük halası da bize eşlik etmişti o gün.. Bol eğlenceli köy gezisinden sonra evimize geldik.. İkindi vakitleriydi kayınvalidem ve küçük görümcem bize geldi çay faslı sohbet derken akşama doğru onları yolcu ettik..










Saat 8 civarıydı ve çok kıymetli komşum Sinem'in tatlı mı tatlı kızı Saidem ikizlerle oynamaya geldi.. Hazır kızlar oyundayken bende biraz temizlik yapayım dedim.. Malum Anneler sadece gündüz temizlik yapmaz, çocuklarla ilgilenen varsa o temizlik asla zor gelmez bilakis oldukça kolay biter.. Velhasıl ben bu sırada Mutfak dolaplarını sildim, avizesini kapısını, derken tülünü yıkadım astım, süpürdüm.. Mini bir mutfak temizliği yaptım.. Tabi daha yapılacak işlerim vardı..

Kızlar gündüz uykusu yapamadıkları için saat 9 civarı gece uykusuna geçtiler.. Şöyle bir izledim onları yataklarında huzurla uyurken.. İkizler doğduktan sonra hayatımda beni en mutlu eden anlardan biridir onları yataklarında huzurla uyuduklarını görmek.. Uzun uzun izledim dokundum içimden Şükür Allah'ım dedim ve dua ettim.. 

Bunları yazmak bir yerde beni sakinleştirse de gerçekten kolay değil, çünkü 5 yıllık çok güzel geçen anılarımı hüzünlerimi sevinçlerimi sığdırdığım o evde bu gece son uykumuzmuş.. gözlerimi kapattığımda hep o gece evdeki son saatlerimiz geliyor gözümün önüne.. Evi düzenleyip sabah ki planları düşünüp saatimi sabah ezanına yakın bir vakte kurup kapatmıştım gözlerimi.. Gece saat 2 civarıydı başımı yastığa koymam..

Kızları uyuttuktan sonra saat 23.00 civarı salona geçip annemle telefonda konuştuk.. Günün özetini yaptık, haftanın planlarından konuştuk ve kapattık.. Salonun camından dışarı gökyüzüne baktım, kıpkırmızı kar havası var gibi bir gökyüzü vardı.. Kızların yatakları kendi odamızdaydı, 3 yaşı doldursunlar öyle çocuk odasına taşırız demiştik.. Çocuk odasında sadece dolapları ve oyuncakları vardı ha birde mini mutfakları.. Cuma günü yani 3 Şubat günü mobilyacımız Mehmet Akpınar ile haberleşmiştik cumartesi usta göndermesini rica etmiştim ama pazartesiye kalmıştı.. Pazar gecesi annemle konuştuktan sonra doğru çocuk odasına gittim ve dolaplarında ne kadar eşya varsa salona taşıdım, oyuncak kıyafet ne varsa.. Salon da koltuk üstlerini ve yerleri baya doldurdum.. Komşum Sinemle de haberleştik, sabah usta gelecek yanıma gel demiştim.. Allah razı olsun beni hiç yalnız bırakmazdı..

 
Evimizde sadece 2 gün oynayabildiğimiz hediye oyuncaklarımız.. 
Şuan enkaz hale gelen duvarların altında bir yerlerdeler.. 



Şöyle bir parantez açmak istiyorum, mobilyacımız Mehmet Akpınar ve eşini depremde maalesef kaybettik.. Kızların dolabını, yataklarını ve evimizde ki başka bir kaç mobilyayı da kendisi yapmıştı.. evimizde emeği olan biriydi.. Ne istediysem noktasına virgülüne dikkat eden emekçi bir insandı.. Allah razı olsun ondan çünkü hiç hayır demedi yapamam demedi.. Eşi ve kendisinin ve depremde vefat edenlerin  Ruhları için El-Fatiha.. 

Dolap içlerini kıyafetlerini oyuncaklarını taşımıştım salona. Yorgunluğum hat safhadaydı ve saat gece 2 civarıydı.. telefonum artık 6 Şubatı gösteriyordu.. yatağıma en sevdiğim nevresimlerimden birini koymuştum o gece.. En temiz haliyle başımı yastığa koydum.. Uykuya daldım.. Nerden bilebilirdim o toz kondurmadığım her gün süpürdüğüm evimde duvar kalmayacak hepsi yıkılacak.. 

Ve saat 04:17..
Kadim Şehir Antakya çığlıklar içinde toz duman içinde..



 
21 Şubat günü evimin sokağımın apartmanımın hali..
Saraykent / Antakya 
Böyle ayakta durduğuna bakmayın evlerimizin içi enkaza döndü..


 

Çok büyük bir afet yaşadık
Deprem anı düşündüğüm tek şey evin çöküp o an öleceğimdi..
İmanımı sorguladım ve bağırarak Kelime-i Şehadet getirdim..
Böyle yazıyorum ama yazarken kalbimin ne denli sıkışıp zor nefes aldığımı yazsam da anlayamazsınız..
Beni, yaşadığım o korkuyu ve paniği sadece depremi yaşayanlar anlayabilir..

Rabbim bir daha böyle bir afeti ne bizlere ne de bizden sonraki nesillere yaşatmasın
Vefat eden onca insanımız var..
Kabri olan var olmayan var..
Eşini çocuğunu annesini babasını 59 gündür bulamayan var..
Büyük bir acı
Rabbim sabırlar versin
Geride kalanlara şifalar versin
Annesi ile Kaybettiğimiz, tanıdığım küçük meleğimiz şehidimiz Ömer Salih'imiz..

Mekanlarınız Cennet Olsun











13 Ocak 2023 Cuma

Yeniden.. Hoş geldim..

 Bundan yıllar yıllar önce, bu sayfada ilk kez öğrenci vasfımla hayata ve hayatıma dair kesitlere yer veriyordum. Şimdi ise bir eş ve bir anne olarak dünde kalan günlerimi yazmak, paylaşmak ve en güzeli çocuklarıma okuyabilecekleri bir hatıra defteri oluşturma sevinciyle buradayım..

Blog'a tekrar geri dönme isteğim sadece anı biriktirmek değil aslında, üniversite zamanlarımda yayınladığım postlarla dünyanın birçok ülkesinden yazarlarla fotoğrafçılarla yollarımın kesişmesi, ufkumun genişlemesi, bakış açımın boyut kazanması bana başka bir ben eklemişti. O günlerime duyduğum özlemde bir nebze tekrar beni buraya getirdi.. 

Hatıralarımın, yazılarımın ve kadrajımın başkalarına ışık olması umuduyla..



Kahvemin kırk yıl hatırı olsun şimdiden sizlere.. 

Yolculuk başlasın..

Tekrardan.. Hoş geldim.. 


 

Antakya dan.. Evimden uzakta tam 60 gün..

  60 gün önce 6 Şubat gecesi saat 04:17, uyuyalı sadece 2 saat olmuştu, sarsıntıyı ilk eşim hissetti ve uyanır uyanmaz ikizleri kucağımıza a...